Covıd-19 Salgını Sürecinde Lojistik Sektörü

Covıd-19 Salgını Sürecinde Lojistik Sektörü

Büyük ümitlerle girilen 2020 yılında başlayan Covid-19 salgını, tüm dünya genelinde hem günlük yaşamı hem de ekonomik yaşamı etkisi altına almıştır. Mevcut durumda 124 milyona ulaşan vaka sayıları ve 2,73 milyon kişinin ölümü, ne kadar ciddi bir süreç ile karşı karşıya kalındığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu süreç, 115 milyondan fazla kişinin yoksullaşmasına yol açmıştır. En iyi ihtimalle aşılanma belli bir düzeye gelene kadar bu yoksullaşmanın azalan oranda da olsa devam edeceği öngörülmektedir.

Covid-19 salgını, büyük bir sağlık sorunundan öteye geçerek küresel anlamda sosyal ve ekonomik krize neden olmuştur. Salgınının ekonomik anlamda temel etkileri; uzun süren karantina uygulamalarından dolayı çalışanların işlerine gidememesi ve çoğu işyerinin faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi, bu durumun işsizlik oranına, tasarruf ve yatırımlara yansıması, ülkelerin sınır geçişlerine engeller koymasıyla seyahatlerin engellenmesi, uluslararası yük taşımacılığında ortaya çıkan gecikmeler ve bu gecikmelerin üretim süreçlerinde neden olduğu aksamalar şeklinde belirtilebilir.

Lojistik de Covid-19 salgınından en fazla etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Bilindiği gibi ilk Covid-19 vakası, Çin’in Wuhan kentinde görülmüş, kişisel temas ile buradan tüm dünyaya yayılım göstermiştir. Çin’in bu durumunun yanında birçok ülkenin önemli bir tedarikçisi olması, vaka sayılarının hızla artmasıyla bu tedarikçi rolünü yerine getirememesi, Batı ülkelerinde üretimi pek çok sektörde durma noktasına getirmiştir. Çin’in ihracatında yaşanan düşüşle, konteyner hatlarında seferler iptal olmaya başlamış, boş konteynerler geri gelemeyince maliyetler yükselmiştir. Kaldı ki dünyada ithalat-ihracat dengesizliğinden doğan bu sorun, sonrasında maliyetlerin artışıyla ithalat ve ihracat süreçlerini olumsuz etkiler hale gelmiştir. Salgının ilerleyen dönemlerinde, sadece konteyner bulabilen firmaların ihracatlarını gerçekleştirdikleri ancak bu konteynerler geri gelmediği için lojistik firmalarına zaman zaman mal bedelini aşabilen demuraj bedeli ödemek zorunda kalmışlardır.

Covid-19 salgını, havayolu taşımacılığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratmıştır. Havayolu taşımacılığı hem kısıtlamalarla karşı karşıya kalarak, hem de müşteri talebindeki daralmalar ile seferlerde yüzde 91’e varan düşüşler yaşamıştır. Ancak ilerleyen süreçte, aşıların tüm dünyaya hızlı ve gereken koşullarda ulaştırılması gerekliliği, havayolu taşımacılığında yeni talep yaratmıştır. Aşıların dünya geneline en hızlı şekilde ulaştırılması, kapsamlı bir lojistik operasyon ile gerçekleşmektedir. Bazı aşı türlerinin eksi 70 gibi belli bir ısı derecesinde soğuk zincir ile taşınması ve aynı şartlarda muhafazasının devam ettirilerek gönderilen ülkelerdeki depolara teslim edilmesi gerekmektedir. Türkiye’de ve pek çok ülkede soğuk zincir konusunda yaşanan sorunlar, bu dönemde özellikle kargo firmalarının yatırımlarında öncelikli değerlendiren konular arasında yer almaktadır.

Covid-19 salgın sürecinin yol açtığı olumsuz etkiler, karayolu taşımacılığında da farklı bir tablo sergilememektedir. Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip olan AB ülkelerinde Covid-19 salgının yoğun etkileri, İtalya, İspanya ve Fransa başta olmak üzere çoğu AB ülkesinde çok sıkı tedbirler alınmasına yol açmış ve sınır kapılarında gümrük işlem süreçlerinin uzamasına neden olmuştur. Oluşan kuyruklarla transit sürelerinin uzaması, yük teslimlerinde gecikmelerle sonuçlanmıştır. Gelişen bu durumlar, birçok şirketi intermodal taşımacılığa yönlendirmiştir. Yüklerin bulunduğu taşıma kabı değiştirilmeden, iki veya daha fazla taşıma modu kullanılarak yapılan ve araç içindeki yüklerin elleçleme işlemine tabi tutulmadığı taşıma şekli olarak tanımlanan intermodal taşımacılık, Covid-19 salgın sürecinde, bir taraftan tedarik akışlarının kesilmesinin önüne geçmesi, diğer taraftan temasın en az şekilde gerçekleşmesi ve maliyet avantajları ile öne çıkan taşımacılık türü olmuştur.

Covid-19 salgını süreci, diğer ana taşıma türlerinden farklı olarak demiryolu taşımacılığını olumlu yönde etkilemiştir. Havayolu ve denizyolunda artan taşıma maliyetlerinin de etkisiyle 2020 yılında 34,5 milyon ton yük taşınmasıyla, demiryolu taşımacılığında son dönemlerin en yüksek seviyesine ulaşılmıştır. İntermodal taşımacılıkta fiziksel temasın minimize edilebilmesi, demiryolu taşımacılığı ile mümkün olmaktadır. Özellikle karayolu ile sınır geçişlerinde alınan önlemler ve kısıtlamalar, yüklerin demiryoluna kaymasına neden olmuştur. Stratejik bir konumda bulunan Türkiye’den mevcut durumda Avrupa yönüne Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Avusturya, Slovakya, Çekya ve Almanya’ya; Demir İpek Yolu olarak ifade edilen Bakü-Tiflis-Kars hattı üzerinden Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a, ayrıca bu hat kullanılarak Rusya ve Çin’e blok yük trenleri işletilmektedir. ‘Tek Kuşak, Tek Yol Projesi’ kapsamında da bu hat sayesinde 2020 yılında Çin-Türkiye arasında blok konteyner trenleri işletilmeye başlanmıştır. Çin-Avrupa arasındaki mesafeyi 7 bin kilometre kısaltmasıyla, Bakü-Tiflis-Kars hattının hem Rusya’dan hem de Orta Asya ülkelerinden kayacak yük trafiğini üstleneceği öngörülmektedir.

Covid-19 salgını, bireysel yaşam üzerinde de önemli etkiler yaratmıştır. Getirilen kısıtlamalar ve pekçok firmada uygulanan evden çalışma modeli ile evde geçirilen sürelerin artması, tüketicilerin yoğun bir şekilde e-ticarete yönelmesine neden olmuştur. Gıda, tekstil ve konfeksiyon ürünleri, elektronik eşyalar, kimyasal ve temizlik malzemeleri başta olmak üzere her ürün online platformlar üzerinden satın alınmaya başlanmıştır. Tüketicilerin talep yapılarında ve satın alma kalıplarında ciddi bir dönüşümün yaşandığı bu dönem, dijitalleşme ile birlikte kargo taşımacılığı ve depolama hizmetlerinin çok daha sistemli bir şekilde yönetilmesini gerektirmiştir. Yatırımlarını bu yönde yenileyerek lojistik entegrasyonunu tamamlayan ve tüketicinin değişen taleplerine cevap veren işletmelerin rekabet gücü artmıştır. 2020 yılında küresel e-ticaret 4,2 trilyon dolar değerine ulaşmış, bu değerin yüzde 22’si sınır ötesi e-ticaret şeklinde gerçekleşmiştir. Tüketici davranışlarının tüm dünya genelinde değişmesiyle ve dijitalleşmenin de etkisiyle talepler farklı ülkelerden karşılanmaya başlanmıştır. Bununla birlikte gönderim maliyetlerinin azalması, düzenlenen mevzuatlar ve sağlanan teşviklerle Türkiye’de e-ihracat girişimleri artmış, lojistiğin önemi bir kez daha ön plana çıkmıştır.

Gelinen noktada e-ticaretin ve e-ihracatın başarısı ve sürdürülebilirliği, lojistik süreçlerin etkinliğine bağlı bulunmaktadır. B2B (İşletmeden İşletmeye) ve son dönemde artış gösteren B2C (İşletmeden Tüketiciye) şeklinde e-ticaret ve e-ihracat işlemleri için lojistik ve kargo firmaları iş modellerinde farklılığa gitmişler, özellikle konsolidasyon işlemleri için yatırımlar yapmaya başlamışlardır. ETGB (Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi) kapsamında gerçekleşen mikro ihracat için kullanılan hava kargo taşımalarına alternatif olarak Avrupa gibi yakın bölgeler için karayolu taşımacılığı kullanılmaya başlanmıştır. Ekspres taşımalar ile havayolu kargo taşımacılığının hızına yakın sürelerde daha düşük maliyetle lojistik hizmet verilmektedir. Gelinen noktada Avrupa bölgesine ortalama 72-96 saat arasında teslimatlar yapılabilmektedir. E-ihracatın en önemli problemi olan iadeler ile ilgili olarak, taşıma ve gümrük işlemleri noktasında gelen yeni lojistik çözümlerle iade işlemleri yapılabilir hale gelmiştir. Diğer taraftan e-ihracatta ortak lojistik çözümlerin üretilebilmesi adına uluslararası alanda hizmet verebilecek milli bir lojistik bir organizasyon modeli çalışmaları son dönemde sektörün gelişiminde önemli adımlar arasında değerlendirilebilir.

Covid-19 salgın süreci, lojistik sektörünün ne kadar kritik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Sektör salgından olumsuz etkilense de başta tıbbi malzeme ve ilaçlar olmak üzere, ihtiyaç duyulan ürünlerin nihai tüketiciye ulaştırılması noktasında önemli rol oynamıştır. Uygulanan kısıtlamalar ile tüketim davranışlarının değiştiği, dijitalleşmenin çok hızlı gelişim gösterdiği ve bu değişime uygun yeni iş modellerinin hayata geçirilmeye başlandığı bu süreçte, lojistik sektörünün tüm paydaşları esnek çözümler üretmeye çalışarak hizmet vermeye başlamışlardır. Daha önce edinilmemiş bir tecrübeyi yaşarken, dijitalleşmeye yatırım yapan ve değişime ayak uyduran lojistik işletmeleri 2021 yılında rekabette avantaj kazanacaklardır.

 

Doç. Dr. Hilal Yıldırır Keser

BTÜ Uluslararası Ticaret v e Lojistik Bölümü Öğretim Üyesi