Pandeminin Etkileri ve Ekonomik Görünüm

Pandeminin Etkileri ve Ekonomik Görünüm

Dünya bankasının yapmış olduğu çalışmaya göre, yaygın bir hastalığın ekonomik boyutunun dünya toplam gelirinin %5’inin kaybedilmesine neden olduğu ortaya konulmaktadır. Ancak dünya gelirinin %16’sını oluşturan, ikinci büyük ve en önemli üretim üssü olan Çin ekonomisinde meydana gelecek yavaşlamanın dünya ekonomisi üzerindeki etkileri de hızlı bir yavaşlama olarak kendisini gösterecektir. Dünya Bankasının verisi ile hesaplanacak olursa, 85 trilyon dolar olarak tahmin edilen dünya gayrisafi hasılasının %5’i olan 4,25 trilyon dolarlık olası kayıp, hastalık dolayısı ile uğranılması muhtemel ekonomik kayba da ışık tutmaktadır.

2008 krizinden bugüne uzanan ekonomik ortam yanında, artan göç dalgası korumacılık eğilimlerini tüm dünyada artırmışken ortaya çıkmış olan bu virüs, dünya siyasetini ve merkez bankalarını da tutucu ve dışa kapalı politikalar uygulamaya daha fazla zorlayacak gibi görünmektedir. Mart ayında yaptığım analizlerde de ifade ettiğim üzere, pandeminin ilk etkisi sağlık alanında hissedilirken, bunun artçı etkileri, ekonomi ve sonrasında da sosyal alanda kendisini gösterecektir. Dünya ticaretinin ve serbest dolaşımın kısıtlanması, gelir dağılımı adaletsizliğinin artması, sağlık hizmetlerine ve aşıya ulaşımdaki kısıtların, tüm ülkelerde farklı boyutlarda sosyal etkiler yaratacağı açıktır.
Bu anlamda tüm dünyada ikinci dalganın sağlık ve ekonomi üzerindeki önemli etkilerini gördüğümüz bu dönemde, ekonomi yönetiminde de pansuman değil, tedavi edici radikal ve yapısal sorunların giderilmesine yönelik tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Mart ayındaki ilk karantina uygulamasından bugüne, özellikle sağlık, turizm, havayolu, perakende ticaret gibi sektörlerde önemli etkilerini gördüğümüz pandeminin yaz aylarında etkisinin azalması ile birlikte artan kapasite kullanım oranları büyüme eğilimi yaratmıştır. Ancak turizm gelirlerindeki önemli azalmanın da etkisi ile Kasım ayında ekonomide oldukça hareketli günler yaşadık. Önce ABD Başkanlık seçimlerinde Biden’in Trump’a karşı seçimi kazanması dünya borsalarında olumlu hava esmesine neden oldu. Bununla birlikte Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan anlaşma ile jeopolitik baskıların bir nebze de olsa azaldığına tanık olduk. Sonrasında TCMB Başkanının görevden alınarak Naci Ağbal’ın atanmasının ertesinde, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yerine Lütfi Elvan’ın atanması, yerli ve yabancı yatırımcı tarafından olumlu olarak algılandığını gördük. Günümüze gelmeden önce, son bir yılda yaşananlar ışığında bu noktaya nasıl geldik hep birlikte bir bakalım.

Bu Noktaya Nasıl Geldik?

Temmuz 2019’da Murat Çetinkaya’nın görevden alınması üzerine (faiz indirimi kararlarını cesurca alamadığı gerekçesi ile) atanan Murat Uysal, küresel ekonomik daralmanın ve genişleyici para politikalarının etkisi ile düşük faiz politikasını sürdürdü.

CDS’te (Credit Default Swap) Mart ortasında 255 olan seviye, pandemi ile birlikte 7 Nisan’da 650 seviyesine yükseldi. Ortalama 515 olan CDS, istifa öncesinde 558’e kadar yükseldi. Pandemi etkisi ile birlikte Mayıs sonu itibarı ile soğuyan ekonomik motorların ısıtılması için özellikle kamu bankaları eli ile TCMB’nin düşük faiz politikası ve emisyonu ile desteklenen kredi mekanizması aktif rasyosunun da olumlu etkisi ile taşıt, tüketici ve konut kredilerinde artışa yol açtı.

Ancak kredi derecelendirme kuruluşu Moody's’in, 11 Eylül gecesi gelen kararla kredi notumuzu B2 seviyesine düşürmesi ve Eylül ayı PPK ile birlikte hem turizm gelirlerinde yaşanan 25 milyar dolarlık kayıp, hem de gıda ve giyim harcamalarındaki mevsim etkisi ile TL üzerinde oluşan baskı ve kur artışı faiz artışını tetikledi ve kredi mekanizması neredeyse durma noktasında geldi. Ekim ayında piyasanın beklediği faiz artışının gelmemesi dengelerin daha da bozulmasına neden oldu. Bu süreçte MB politika değişikliği yaparak faiz koridoru yerine Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetine geçti. Doğrudan değil dolaylı faiz artırım yoluna gidildi. Pandemi öncesinde de durgunluk içerisinde olan Avrupa ve Amerika ekonomileri genişleyici para ve düşük faiz politikası uygularken, TCMB’nin faiz azaltımı yapması için de zemin oluşturmuş oldu. Bu süreçte faiz oranları Kasım’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına kadar baskılandı.

Ancak artan enflasyon yanında, Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetinden (AOFM) piyasayı fonlayan merkez bankası gecelik ve gösterge faiz oranlarının düşük kalması faiz üzerindeki baskısını artırdı. Ancak Ekim’de TCMB’nin beklentilerin aksine faiz artışına gitmemesi, üst düzey ekonomi yönetiminde deprem etkisi yarattı.

Son Dönem Gelişmeleri
Tarihi zirveleri zorlayan CDS, Hazine ve Maliye Bakanının görevinden ayrılması ile 460’ın altına, 19 Kasım PPK sonrasında 475 baz puan faiz artış kararının ardından 371 seviyesine geriledi, Borsa da aynı dönemde 850’den 1300’lü seviyelere yükseldi.

Pandeminin karantina ve azalan talebe bağlı devam eden ekonomik durgunluk etkisi ile sonbahara girilirken, Biden’ın Başkanlığı kazanması yanında önceliğinin Covid ile mücadele olacağını açıklaması ve ayrıca başta Biontech/Pfizer olmak üzere aşı çalışmaları ile ilgili olumlu haberlerin arka arkaya gelmesi, uluslararası piyasalarda bir rahatlamaya ve tüm dünya borsalarının yukarı yönlü hareket etmesine yol açtı.
Ekonomi yönetimimizdeki değişikliğin hemen ardından yatırımcı güveninin artırılmasına yönelik, varlık fonu yönetimindeki değişiklikler, Borsa İstanbul hisselerinin daha önce EBRD’ye ait olan kısmının Katar Yatırım Otoritesine satışı, AOFM’den gösterge faizine dönüş, swap, karşılıklar ve aktif rasyosu düzenlemeleri gibi tedbirler yanında ekonomi ve hukuk alanında yapılacak düzenlemeler ile güven artırıcı önlemlerin alınacağına ilişkin açıklamalar, kalıcı olmasa da geçici düzeyde bir stabilizasyon sağladı.
Ekonomimizde Devam Eden Sorunlar
Alınan bu hızlı önlemler, yapısal düzeyde aşağıda kısmi özetini vereceğim sorunlarımızın çözümüne maalesef kalıcı katkı sağlamıyor.

  • Dış borcun 430 milyar dolar ile yarattığı kırılganlık,
  • MB döviz rezervi brüt 20 milyar dolar, net -50 milyar dolar olması,
  • Bütçe açığının 140 milyar TL’ye ulaşması,
  • Cari açığın 27,5 milyar dolara ulaşması,
  • Artan kırılganlıklar karşısında kurumların etkin politika geliştirip uygulayamaması,
  • Bugüne kadar enflasyon ve cari açık gibi yapısal kırılganlıklarımıza karşı elimizde bir koz olan güçlü mali dengenin yerini giderek artan bütçe açığına bırakıyor olması,
  • Merkez Bankası'nın siyasi baskılar sebebi ile bağımsız para politikası uygulayamadığı algısı,
  • Düşük tasarruf eğilimine karşın geçici büyüme tedbirleri ile konut ve taşıt yatırımlarının bir tasarruf aracı olarak kullanılması,
  • Uluslararası rezervlerin 40 milyar dolardan yaklaşık 25 milyar dolara inmesi ve swap hariç net rezervin 48 milyar dolar eksi bakiye vermesi..

Çözüm?
Ticaret savaşları ve korumacı politikalar ile kendini gösteren daralma üzerine yaşanan pandeminin ekonomik değişkenler üzerindeki önemli etkisi unutulmamalıdır. Ayrıca tüm dünyada sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamalar ile üretim ve tüketim harcamaları azalmakta, genel bir küçülme eğilimi hakim olmaktadır.

İhracatımızın yüzde 60’ının ithal girdiye bağımlı olması en önemli sorunlardan biridir. Bunun tam olarak anlamı şudur: Yapmış olduğumuz 100 birimlik ihracat için, bu ürünlerin üretiminde kullanmak üzere 70 birimlik ithalat yapmak zorundayız.  Ayrıca enerjiye harcadığımız kaynağımızın da ithalatımız üzerinde önemli etkisi bulunmaktadır.

Vakit kaybetmeden ekonomi, hukuk ve siyasi alanda güven artırıcı tedbirlerin yerli ve yabancı yatırımcıları rahatlatacak, ancak “sürdürülebilir şekilde” alınması gerekmektedir. Bu dönemde sıkı maliye politikasına ve kamu harcamalarının azaltılmasına ihtiyaç olmakla birlikte, önemli olan üretim modelimizdeki çarpıklığın giderilmesidir. İnşaat ve kredi ile büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığı bir kez daha teyit edilmiş olup, bu dönemde borçlanma artışına neden olacak ve büyük kaynak talebi yaratacak projelerden de kaçınılmalıdır.

Güven artırıcı önlemlerin alınmaması, pandeminin gıda ve sağlık harcamaları üzerindeki olumsuz etkisi, jeopolitik riskler, işsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliğinin yarattığı sosyal etki ve erken seçim tartışmaları kur üzerinde önümüzdeki dönemde de baskı oluşturmaya devam edecektir. TCMB’nin Kasım ayında yaptığı beklenti anketinde yılsonu TÜFE tahmini 12,47 ve dolar tahmini 8,41 TL olmakla birlikte, konjonktürün etkisi ile doların sene sonunda biraz daha düşük kalacağını tahmin ediyorum. Bu kapsamda ekonomik programda ilan edilen verilerin de güncellenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Turizm, bankacılık ve havayolu endüstrisindeki kayıpları geri almaya çalışan piyasa oldukça spekülatif olup, henüz riskler önümüzde devam etmektedir. İyileşmenin aşıya bağlı olarak zaman alacağını bilerek temkinli olmaya devam edilmesini öneririm. Bu dönemden çıkışta üniversitemde verdiğim karar verme derslerimde önerdiğim bir yaklaşımın faydalı olacağını düşünüyorum. Girişimciler olarak önümüzdeki dönemin getirdiği fırsat ve tehditlerin farkında olarak vereceğimiz kararlarda “pozitif gerçekçilik” yaklaşımını kullanmalıyız. Durumun ve gerçeklerin farkında olarak fırsatlara odaklanmalı, olaylar karşısındaki pozitif tutumumuzu sürdürmeliyiz. Ne durumda olunursa olunsun kötümserlik ve negatif düşünce girişimciliğin en büyük frenidir. 2020 yılında yaşadığımız tüm felaketlere rağmen 2021 yılının ülkemize, Bursa’mıza ve BTSO ailemize sağlık, mutluluk, bolluk ve bereket getirmesini dilerim.
 
 

Prof.Dr. Mehmet YAZICI
Bursa Teknik Üniversitesi
İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı

 

Yazıyı Paylaş:    

Diğer İçerikler

BTSO, Halk Bankası ile Protokol İmzaladı

BTSO, Halk Bankası ile Protokol İmzaladı

BTSO, Halk Bankası ile Protokol İmzaladı

Devamını Oku
Bursa’daki Meslek Liselerine İş Dünyası Dokunuşu

Bursa’daki Meslek Liselerine İş Dünyası Dokunuşu

Bursa’daki Meslek Liselerine İş Dünyası Dokunuşu

Devamını Oku
Ar-Ge Üssü BUTEKOM’dan Özel Sektöre Test, Analiz ve Muayene Desteği…

Ar-Ge Üssü BUTEKOM’dan Özel Sektöre Test, Analiz ve Muayene Desteği…

Ar-Ge Üssü BUTEKOM’dan Özel Sektöre Test, Analiz ve Muayene Desteği…

Devamını Oku
BTSO EKONOMİ ARŞİV