İktisat bilimi içerisinde “Beklenti”ler 1960’lı yıllara kadar ihmal edilmiş bir parametreydi. Bu tarihe kadar iktisadi aktörlerin (tüketici, firma, kamu kesimi ve dış alem) statik bir beklentiye sahip olduğu ve bu beklentilerini çok uzun bir süre boyunca veya hiç değiştirmedikleri varsayılıyordu. 1960 yıllarda ABD’de Monetarizmin yükselişiyle “Uyumcu/Adaptif Beklentiler” modeli gelişmeye başladı. Bu süreçle birlikte beklentilerin statik olmadığı, iktisadi koşulların değişmesinin ardından belli bir uyum sürecinin geçmesinden sonra iktisadi aktörlerin beklentilerin de değişebileceği modellenmeye başlandı. Diğer taraftan John Muth’un 1960’lı yılların başında geliştirmiş olduğu “Rasyonel Beklentiler” modeli ise 1970’li yılların ortalarından sonra iktisadi analizin temelini oluşturmaya başladı. Rasyonel beklentiler modelinin temelinde ise rasyonel iktisadi aktörlerin -mevcut bilgi düzeyinin tamamını kullanarak- değişen koşullara doğrudan uyum sağladığı varsayımı bulunmaktadır.
Adaptif Beklentiler modelinde bilgi eksiklikleri ve değişen koşullara yönelik olarak sürekli bir biçimde tahminlerde hata yapma durumu ortaya çıkarken, rasyonel beklentiler modelinde bilgi eksikliği olmadığı varsayımı altında iktisadi aktörlerin sistematik yani sürekli hata yapmadıkları kabul edilmektedir. Rasyonel beklentili iktisadi aktörler de kuşkusuz hata yapar, ancak bu hata sürekli yapılan/sistematik bir hata değildir ve mevcut koşullar altında bilgi eksikliği giderildiğinde bu hatalar da sıfırlanacaktır.
Merkez bankasının değişen tahminleri
Son yıllarda enflasyonla mücadele sürecinde önemli adımlar atılmış olsa da, TCMB tarafından yapılan enflasyon tahminlerinin çoğunlukla yukarı yönlü revize edildiği görülmektedir. 2023 Yılı Temmuz ayında yayınlanan yılın 3. Enflasyon raporuna göre enflasyonun % 70 olasılıkla 2023 yılı sonunda % 54 ile % 62 aralığında; 2024 yılı sonunda % 28 ile % 38 aralığında gerçekleşeceği; 2025 yılı sonunda ise % 15 seviyesine gerileyeceği ve orta vadede % 5 hedefine yakınsayarak istikrar kazanacağı tahmin edilmekteydi. Ancak 2025 yılının sonunda TÜFE değeri tahminleri oldukça aşarak % 30,89 olarak gerçekleşti. Bunun üzerine TCMB 2026 yılının 1. Enflasyon raporunda enflasyon tahminini, 2026 yıl sonunda % 15 ile % 21 aralığına güncellemek durumunda kaldı.
Enflasyonun hedeflenen değerin üzerinde kalmasında beklentiler etkili mi ?
Yeni tahmin aralığı dikkate alındığında TCMB’nin uzun vadeli fiyat istikrarı hedefi olan % 5 enflasyon hedefinden oldukça uzakta olduğu da görülmektedir. Hedefin üzerinde kalınmasında TCMB’nin iktisadi aktörleri yeteri kadar ikna edemiyor oluşu da oldukça etkili. TCMB’nin enflasyon hedeflerini sürekli olarak güncellemesi iktisadi aktörlerin de bu bilgiyi alarak kendi beklentilerini revize etmesiyle sonuçlanıyor. Diğer taraftan son yıllarda döviz kurundaki artış, ithal hammadde maliyetlerinin artması, petrol fiyatlarındaki dalgalanma, kira artış oranları, kamusal alacaklar için yeniden değerleme oranı gibi pek çok unsur iktisadi aktörlerin mevcut bilgi kümesi içerisinde değerlendirilerek enflasyon beklentilerini de yukarı yönlü etkiliyor.
Sonuç olarak enflasyonla mücadele sürecinin başarısının, doğru bilgi kümesi ve doğru tahminlerle iktisadi aktörlerin beklenti oluşturma süreçlerinde onların enflasyonun düşeceği yönünde ikna edilmesiyle bağlantılı olduğu söylenebilir.