Dünya ekonomisinde 1970’li yılların sonunda gündeme gelen “Neoliberal” dönüşüm ile birlikte sermaye, rant ve kâr gelirlerindeki olağan üstü artış sabit gelirli kesimlerin aleyhine hızla değişim gösterdi. Türkiye’de de 1980’li yılların önemli kavramları arasında yer alan “orta direk” kavramının varlığı günümüzde her ne kadar tartışmalı hale gelse de, dünyada da benzer bir dönüşüm hızla yaşanıyor.
Orta gelir neyi ifade ediyor?
Yakın zamanda ekonomi gündeminde yer alan tartışmalara bakıldığında Türkiye’nin önemli bir bölümünün düşük gelirli olduğu, orta gelirli sayılabilmek için aylık en az 400-500 bin TL düzeyinde bir hanehalkı gelirinin olması gerektiği savunuluyor. TÜİK tarafından açıklanan 2025 yılı Gelir Dağılımı İstatistikleri’ne göre ortalama hanehalkı gelirinin 662 bin TL olduğu belirtilmekte. Ancak bir önceki istatistikle TÜİK’e ait istatistiğin en önemli farkı, TÜİK tarafından belirtilen ortalama hanehalkı gelir rakamının –yıllık- olması. Buna göre bu rakamı aylık bazda düşündüğümüzde karşımıza 55 bin TL gibi bir gelir düzeyi çıkıyor. Buna göre tüm toplumun gelir ortalaması orta gelirli sayılabilmek için kamuoyunda belirtilen (!) gelir düzeyinin oldukça gerisinde.
İkili sınıf yapısından üçlü sınıf yapısına
Potansiyel gelir düzeyleri üzerinden yapılan bir tanımlama her toplum için geçerli bir gösterge oluşturmamaktadır. Ancak sağlıklı bir orta gelirli grubun veya kısaca orta sınıfın var olmadığı toplumlarda siyasi, iktisadi ve toplumsal istikrar da sağlanamaz. Tarihte Platon’dan Marx’a kadar farklı sınıfsal yapılara ilişkin teorilere rastlamak mümkün. Marx’ın diyalektiğinde sınıfsal yapının olmadığı ilkel toplum sonrası ortaya çıkan feodalist, kapitalist ve sosyalist toplumların en önemli özelliği iki sınıflı toplum yapısına sahip olmasıdır. Ortaya çıkan sınıfsal çatışmalar feodal toplumları yerle bir etse de kapitalizm ayakta kalmaya devam ediyor. Çünkü 19. Yüzyılda yaşanan toplumsal ve sınıfsal çatışmalarla birlikte Avrupa, kapitalist sistem içerisinde sınıf çatışmasını önlemeyi sağlayacak ve toplumsal barışı destekleyecek olan üçüncü bir sınıfsal yapıyı (orta sınıf) doğru biçimde kurmayı başardı. Fakat kapitalizmin yeni bir türü olan neoliberalizm döneminden itibaren toplumsal olarak olmasa bile iktisadi olarak orta sınıf zayıflatıldı. İktisadi olarak orta sınıfın zayıflamasına yol açan bu durum aynı kesimi siyasi olarak da zayıflattı.
Yeni siyaset buna göre dizayn edilmeli
Küresel Servet Raporu (UBS-Global Wealth Report)’na göre 1980 yılında dünyadaki en zengin % 1’lik kesimin küresel servetten aldığı pay yalnızca % 25 iken, bugün bu pay % 45’e yükselmiş durumda. En yoksul % 50’nin payı ise aynı dönemde % 8’den % 1’lere kadar geriledi. Zenginlik piramidinin büyüteçle bile görünmeyen en tepesine gidildiğinde dünyanın en zengin yaklaşık 2800 kişisinin 15 Trilyon $ düzeyindeki servete sahip olduğu görülmektedir. Bu da yaklaşık 3 milyar kişinin servetine denk bir düzey.
Bu durum toplumların farklı bir siyaset anlayışı geliştirmeleri gerektiğini de gösteriyor. Orta sınıf desteklenecek mi? yoksa bu sınıf kum saatinin ortasında kalmaya veya aşağıya düşmeye mahkum mu edilecek?. Tarihin de gösterdiği gibi orta kesimin desteklenmesi toplumların üretkenliğini de arttırıyor. Akademik veya sanatsal bilgiye sahip beşeri sermaye genellikle orta sınıfın ürünü. Dolayısıyla bu kesimin desteklenmesi ve ekonomik olarak güçlendirilmesi toplumları hem siyasi barışa hem de iktisadi refaha daha fazla taşıyacak. Tersi durumda ise toplumsal çatışma ve ekonomik çöküş ihtimali daha fazla.