Zafer Güder Havacılık ve Uzay Sanayi Kurucusu Zafer Güder, Almanya’da başlayan yaşam yolculuğundan emniyet teşkilatındaki 30 yıllık kariyerine, oradan da insansız hava araçları alanındaki girişimcilik serüvenine uzanan hikâyesini BTSO Ekonomi’ye anlattı. ‘Uçmak özgürlüktür’ felsefesiyle yola çıktıklarını belirten Güder, hedeflerinin Türkiye’de geliştirilen teknolojilerin yerlilik oranını artırmak ve bu alanda kalıcı değer üretmek olduğunu belirtti. Zafer Güder aynı zamanda BTSO bünyesinde kurulan BASDEC’in de üyesi. 

Teknoloji girişimciliğine geçişiniz nasıl oldu? 
Yaklaşık 30 yıl boyunca emniyet teşkilatında, farklı birimlerde çalıştım. Bu süreç içerisinde açık öğretimden üniversite eğitimimi tamamladım. Hatta açık öğretim olunca birkaç tane üniversite okudum. En sonunda da biraz özgürlüğe düşkün olduğum için emniyette devam etmeme kararı aldım. Üretkenliğimi teknolojiyle birleştirerek ülkeme daha kalıcı ileri teknoloji ürünlerine katkıda bulunmam gerekiyordu.   

Teknik birimde çalışırken özellikle insansız hava araçlarının teknolojik anlamda geleceğin yönünü belirleyecek bir faktör olduğunu gördüm. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “İstikbal göklerdedir” şiarı var. Biz de şu anda kendi bünyemizde “Uçmak özgürlüktür” felsefesiyle yola çıkıyoruz. 

Bilinen bir gerçek var. Bütün dünyada, bütün ordularda şöyle bir düşünce vardır: Hava kuvvetleri ne kadar güçlüyse, bir ülkenin hâkimiyeti de o kadar artar. Tabii, bu sadece havacılık veya insansız hava araçlarıyla ilgili değil. Artık uzayda da yakın zamanda koloniler kurulmaya başlayacak. Farklı firmaların çalışmaları bunu gösteriyor. 

İnsansız hava araçlarıyla ilgili bir gelecek gördüğüm için ve bu alana yönelmek de ilgimi çektiği için bu alana yöneldim. Çocukluğumda birkaç oyuncaktan bir oyuncak birleştirirken hissettiğim güzel duygulara, insansız hava araçlarında yaptığım küçük dokunuşlarla da ulaştım. Biraz daha fazla dikkatimi çekmiş olabileceğini de itiraf edeyim. 

Bu alandaki ilk hedefiniz neydi? 
Bu işlere başladığımız dönemde asıl amacımız kendi insansız hava araçlarımızı üretmekti. Burada bu işin bu kadar zor olacağını, düşünmemiştim. Amacımız, bir ürünün tamamen yerli olarak üretilmesini sağlamak. Ama şu andaki dünya ekonomisine veya teknolojimize baktığınızda, bunun çok kolay olmadığını görüyorsunuz. Biz de bu teknolojinin en azından yerlilik oranını artırıp Türkiye’de bir şekilde geliştirilmesini istedik ve ilk insansız hava aracı prototipimizi tamamladık. 2021 yılında Teknokent’e bir proje verdik. Teknokent şubemizde ekibimizi oluşturduk, mühendis ekibimizi oluşturduk, danışman hocalarımızı aldık ve ilk prototip ortaya çıktı.  Sonra hedefimizi biraz daha yükselttik. 

Sonrasında hangi teknolojilere odaklandınız? 
VTOL teknolojisine odaklanmaya başladık. Tabii, orada bütçesel ya da yatırım bulma konusunda çok farklı sorunlar yaşayabiliyorsunuz. İnsanları ikna etmek zor, ama biz onu da bir nebze başardık. 

Yine bunun komponentlerini, parçalarını ve uçuş kontrol kartlarını alıp kendi tasarımınızı yapıyorsunuz. Bazen kalıp yaptırıyorsunuz, yazılımına dokunuyorsunuz. Bunların belli bir yüzdelik oranı var. Tam anlamıyla yerli olarak ürünün üretilmesini şu ana kadar başaramadık. Kimsenin de başardığını çok zannetmiyorum. Bunun başarılabilmesi için gereksinim duyulan tüm hammaddeler kendi ülkenizden tedarik edilebiliyor olmalı. Bu mümkün değil! 

Ardından Electronic Speed Controller (ESC) dediğimiz kartın prototip çalışma aşamasını tamamladık. Bu bizim ilk KOSGEB projemizdi.  Bunun yazılımı tamamen bize ait. Tabii komponentleri ister istemez yine yurt dışından temin ediyoruz. Komponentlerle entegrasyonu tamamladıktan sonra yazılımı yüklediğimizde test aşamaları devam ediyor. Şu ana kadar bütün testlerden geçti. Artık seri üretimine hazırlanıyoruz.  

Biraz mükemmeliyetçilik takıntım var. Bu takıntıdan dolayı her şeyin stabil ve doğru gittiğinden tam olarak emin olmak istiyorum. Onun için test sürecini biraz daha uzatıyoruz. Bu, rekabet açısından ve piyasaya çıkma açısından biraz zorlayıcı bir faktör olsa da, benim düşünceme göre yurt dışında doğan bir işçi ailenin çocuğu olarak Türkiye bizim için her zaman cennet; Türkiye’deki insanlar da her şeyin en güzelini hak eden bir toplum. 

Bize bu şekilde işlendi. Biz de hâlâ o felsefeyi, o kültürü içimizde yaşadığımızdan dolayı en doğru ürünü, en yüksek teknolojiyi, en makul rakamlarla piyasaya sürmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Rekabetin çatısı, kaliteli ürünün doğru fiyatlandırma ile piyasaya sunulmasıdır.  

Bu süreçte sizi en çok zorlayan konular nelerdi? 
Risk her zaman, her şeyde vardır. Bunu yatırımcıların anlamıyor olması, görmüyor olması gerçekten bizi en çok zorlayan aşama oldu. Çünkü sokağa çıktığınızda başınıza herhangi bir şey gelmeyeceğinin garantisi yoktur. Burada da bir proje yapıyorsunuz. Yapmış olduğunuz projede, hele ki hava aracıysa, tutunduğu bir nokta yoksa kazası olacak, kırımı olacak, bazı kayıplarınız olacak. En iyiye ulaşmak için maliyetinizin biraz daha yüksek olması gerekiyor. 

Zorlandığımız en önemli kısım yatırımcıların ikna süreciydi. Biz bugüne kadar hiç kimseyi ikna edemedik. Yatırımcımız olmadan bu aşamaya kadar geldik.  

Diğer bir konu da güncel kuşaktaki işgücü kaynağımız olan mühendislerimiz. Genç mühendislerimizi anlıyorum. Herkes yüksek gelirle çok büyük kurumsal firmalarda çalışmak istiyor. Bunu yapamadıklarında, Kobileri basamak olarak kullanıyorlar. Atladıkları en önemli noktayı çok geç fark edebiliyorlar. Büyük ekonomi gücündeki firmalarda başlamak, uzun bir staj ve kemikleşmiş kadroların yönetiminde kalıp sabit işler yaparak gelişimlerinin önünü kapatıyor. Diğer yandan, basamak olarak kullandıkları kobilerin kendileri ile ilgili projeleri konusunda yatırım ve emeklerini yok sayıyorlar. Kobilerde çok fazla personel değişikliğinin olma sebebi bu bence. Kobilere zaman kaybı olmasının dışında, ülkenin teknolojisinde de sürekli bir yeniden başlama takvimine neden oluyorlar. Bir ülkede her ailenin çocuğu Doktor, Savcı, Mühendis olamayacağı gibi, bütün mühendislerin de başarıyı sadece büyük firmalarda yakalaması mümkün değil.  

İnsansız hava araçları sektöründe mevzuat ve güvenlik tarafını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Bu sadece ülkemize has bir şey değil, bütün dünyada bir sorun. İnsansız hava araçları, ihtiyaç duyulan iş gücünü, maliyeti ve işin tamamlanma sürecini ciddi anlamda düşürdü. Bu nedenle çok hızlı bir şekilde yaygınlaştı, çok ilgi gördü ve inanılmaz derecede hızlı gelişen bir teknoloji haline geldi. Şu anda sinek boyutundan devasa savaş araçlarına kadar insansız hava araçları üretiliyor. Bu hızlı gelişim, mevzuatsal anlamda ülkelerin uluslararası ve küresel güvenlik açısından endişelerini artırmaya başladı. Bu konuyla ilgili bazı yaptırımlar ister istemez başlıyor. Şu anda sadece bizim değil, bütün sektörün zorlanmaya başladığı kısım da bu.  

Zaten yüksek lisansımı da “Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politikalar” alanında yapmamın sebebi buydu. Burada gerçekten bir potansiyel risk var. Kontrol altında tutulması gereken bir teknoloji var. Ama diğer açıdan baktığınızda da her şeyine çok kolay ulaşabildiğiniz bir teknoloji var. 

Küçük bir çocuk şu anda oturup YouTube videosu izleyip parçaları internetten sipariş ederek kendi dronunu yapabilir. Bu dronla neler yapabileceğini de hepimiz haberlerden izliyoruz. 

İnsansız hava araçlarına yönelik saldırılar konusunda da bazı güvenlik sistemlerimiz hazır.  

Bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Biz buraya kapalı bir garajdan geldik. Sonradan şirket açmak zorunda kaldık. Çevrenin de uyarmasıyla birlikte bu şekilde bir ticarileşme gerçekleşti. Sonrasında iki katlı bir yere geçtik. Olmadı, üç katlı bir yere geçtik. Şu anda buradayız. Bundan sonrası nasıl olur? Tabii herkesin bir hayal dünyası var. Benimki de oldukça geniş.  Bazı geceler yarı uyku modunda yaptığım tasarımları veya projeleri kalkıp gece yarısı not almışlığım çoktur.  

Bir yatırımcıyla konuşurken, ikna edemediğimiz yatırımcılardan birisine, “Uzay ile alakalı bir şey yapmayı düşünürseniz, görüşelim,” demişti. Şu anda onunla ilgili bazı ön çalışmalarımız var. Eğer bunu belirli bir seviyeye getirebilirsek, uzayla ilgili yatırım yapacak o kişiyle tekrar görüşmeyi düşünüyoruz. 

Hedefimiz gerçekten yüksek. Tabii, bunu sivil bir anlamda yapmak istiyoruz. Askeri kanala çok fazla girmek istemiyoruz. Bunun sebebi şimdilik bende kalsın. Ama koşullar değişirse tüm know-how bilgimizle bu alanda da ciddi potansiyelimizin olacağı konusunda kendimize güvenimiz tam.  

Yakın dönemde hayata geçireceğiniz projeler var mı? 
Macaristan’la uluslararası bir arama-kurtarma kiti kurulacak. Bu kitin içerisinde, insansız kara aracı ve insansız hava aracının birbiriyle haberleşerek arama-kurtarma faaliyetlerini gerçekleştireceği bir prototip üretimiyle ilgili TÜBİTAK projemize de bu aşamada başlıyoruz. Projemiz onaylandı. Çalışmalarımız da oldukça iyi gidiyor. Projede üniversitelerin de olması çok önemli. Hayallerimiz uçsuz bucaksız ve başaramayacağımız bir şeyin olmadığını düşünüyoruz. 

Gelecek nesillere nasıl bir mesaj vermek istersiniz? 
Genelde kızımla da oğlumla da konuştuğum bir konu var. Dünya gerçekten çok büyük ve dünyayı gerçekten temiz tutmamız gerekiyor. Hem ahlaki yönden hem çevre kirliliği açısından. Çünkü sanırım bizim dönem, ileriye yönelik gelecek nesillere biraz kirli ve zorlu bir dünya bırakıyor.  

Nefes aldığımız sürece bir şeyleri daha iyi seviyeye getirebilmek ve geliştirebilmek için çabalamamız gerekiyor. Ama bunu sadece bireysel anlamda para ve servet için değil; dünya üzerinde, hatta ileride belki gezegenler arasında da kontrol altında tutulması gereken bir anlayışla yapmak gerekiyor.