OTM Enerji Yönetim Kurulu Başkanı ve BTSO Meclis Üyesi İbrahim Karaman; kamu görevini bırakarak yenilenebilir enerji alanına geçiş yaptığı ilham veren girişimcilik serüvenini, risk alma süreçlerini, sektörde karşılaştığı zorlukları, BTSO bünyesindeki konsey çalışmalarını, Bursa Business School’un iş dünyasına kazandırdığı vizyonu ve TEKNOSAB Lojistik Teknopark’ın stratejik önemini BTSO Ekonomi için değerlendirdi.
Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım. Bursa’ya uzanan yolculuğunuz ve çalışma hayatına adım atma süreciniz nasıl başladı?
Ben İbrahim Karaman. 1972 yılında Kütahya’nın Domaniç ilçesinde doğdum. 1990 yılında, çalışmak ve kendi hayatımı idame ettirmek amacıyla o dönem Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Bursa’da da iş imkânlarının fazla olması dolayısıyla Bursa’ya geldim. Farklı sektörlerde aralıklarla çalıştıktan sonra 1998 yılında kamunun enerji sektöründe işe başladım. Burada bir doğalgaz santralinde teknik konularda görev yapmaya başladım.
2008 yılına geldiğimizde, kamudaki çalışma hayatımda artık 10 yılı geride bırakmıştım. Bu süreçte bazı şeyleri sorgulamaya başladım. Kendi yeteneklerim, bilgim ve kişisel gelişimim açısından bazı şeylerin eksik kaldığını fark ettim. Bu sorgulamalar sonucunda, içimde özgürlüğe yönelik bir arayışın oluşmaya başladığını gördüm.
Tabii burada özgürlükten kastım, her şeyi sınırsızca yapabilmek değil; hayallerimi ve isteklerimi, kimseye zarar vermeden ve bir sisteme bağlı kalmadan, kendi sistemimi kurarak hayata geçirebilme arzusuydu. Bu düşünce beni günden güne daha da motive etti.

OTM Enerji’nin kuruluş süreci nasıl başladı ve sizi güneş enerjisi alanına yatırım yapmaya yönelten kırılma noktası ne oldu?
2015 yılında enerji sektöründe iki şirket kurarak OTM Enerji’yi faal hale getirdim. Böylece şirketleşme sürecim başlamış oldu. Bu yolda bahanelere yer olmamalıydı; çünkü bana göre bahaneler zayıfların işiydi. Mutlaka çözüm üretmem gerektiğine inanıyordum. Çünkü asıl liderlik, sorunlar karşısında verilen reaksiyonla ortaya çıkıyordu.
Bu süreçte, gözle görülenin her zaman kalıcı olmadığını; asıl belirleyici olanın veri ve bilgi olduğunu artık zihnimde iyice oturtmuştum. İmkânsızlıklar elbette her girişimcinin karşılaştığı gibi benim de karşıma çıktı. O dönemde yatırım yapma imkânım gerçekten yoktu. Ancak yenilenebilir enerji sektörünü incelediğimde, Türkiye’de bu alanın oldukça bakir olduğunu gördüm. O yıllarda bu işin öncülerinden biri Almanya’ydı. Almanya’nın kurulu gücü yaklaşık 38 bin MW seviyesindeyken, Türkiye’de bu rakam yaklaşık 40 MW’tı. Bu veri, benim için önemli kırılma noktalarından biri oldu.
Güneş enerjisi sektörüne yatırım yapmam gerektiğine karar verdim; çünkü küçük ölçekli yatırımlar bu alanda mümkündü. Bursa İnegöl’den ilk arazimi alarak izin süreçlerini başlattım. Bu dönemde Avrupa Birliği hibeleri hakkında bilgi sahibi olduk ve tüm şartları hazırlayarak IPARD’a başvuru yaptık. 2016 yılının sonunda, Türkiye’de tarım dışı ve yalnızca enerji üretimi amacıyla hibe alan ilk kişilerden biri oldum.
O dönemin rakamıyla 325 bin avroluk bir hibe almaya hak kazandım. Böylece aslında hiç sermayem yokken, ilk önemli desteği belgeye dayalı olarak elde etmiş oldum.
İlk enerji yatırımınızın finansman süreci nasıl ilerledi ve sonrasında tarım ile enerji alanındaki büyüme yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Bu süreçte yeniden finansman ihtiyacım doğdu. Tüm girişimciler gibi ben de gerekli finansmanı sağlamak için gece gündüz kapı kapı dolaştım. O dönemde yaklaşık 1,5 milyon dolarlık yatırımda cebimde belki 10 bin dolar bile yoktu. Elimde yalnızca almaya hak kazandığım hibeyi gösteren bir belge vardı.
Ben de oturduğum bina dahil olmak üzere üzerime kayıtlı ne varsa hepsini riske alarak bankaya teminat olarak verdim. Böylece ilk santrali devreye aldık. Ben zaten bu süreçten önce kamudaki görevimden istifa etmiştim. Elde ettiğimiz veriler, bilgi birikimimiz ve donanımımız, bu kez tarım alanına yatırım yapmamız gerektiğini ortaya koydu.
Bu doğrultuda İnegöl ve Karacabey’de arazi geliştirmeye başladık. Büyük araziler üzerinde meyvecilik ve büyükbaş hayvan tesisi yatırımlarına yöneldik. 2016’da attığımız adımların meyvelerini 2020’de almaya başladık. 2020’de attığımız adımların sonuçlarını ise 2024 itibarıyla görmeye başladık. Bugün de aynı şekilde geçmişe takılmadan, anda kalarak gelecekte ne yapmamız gerektiğine odaklanıyoruz. Hiçbir zaman geçmişteki başarılarımızla yetinmiyor, başarısızlıklarımız nedeniyle de motivasyonumuzu kaybetmiyoruz.
2025 yılında enerji alanında yeniden büyümenin gerekliliğini görerek 2024’ün sonuna doğru Manisa’da iki santral satın aldık ve bu bölgeye yatırım gerçekleştirdik. 2025’in ortalarına uzanan süreçte ise Çanakkale’de bir santral satın alarak enerji üretimimizi Bursa İnegöl, Manisa ve Çanakkale olmak üzere üç farklı lokasyona taşımış olduk.
Enerjide en başından itibaren sürekli ve hızlı bir büyüme hedefiyle hareket etmedik. Bu süreci kontrollü ve kademeli şekilde ilerlettik. Bulunduğumuz dönemi doğru okuma ve gelişmeleri zamanında değerlendirme becerisinin, başarımızın ana unsurlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Bugün hem Avrupa’da hem de Amerika’da yatırımlarımızda son aşamaya gelmiş durumdayız. Bu bölgelerdeki araştırma ve çalışmalarımızı tamamladık. İnşallah en kısa sürede bu pazarlarda da enerji üreticisi olarak yer alacağımız yatırımlarımızın nihai hedeflerini açıklayacak ve hayata geçireceğiz.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki görevleriniz, enerji sektörüne bakışınızı ve iş hayatınızdaki vizyonunuzu nasıl etkiledi?
2018 yılında Bursa Ticaret ve Sanayi Odası komite çalışmalarına dahil oldum. Komiteler; sektörün tüm paydaşlarının ve üye firmaların sorunlarının dile getirildiği, bu sorunların çözüme kavuşturulması için kararların alındığı önemli mekanizmalardan oluşuyor. Bu süreç benim için çok farklı bir deneyim ve tecrübe kazandırdı.
Edindiğim bu birikimin katkısıyla 2022 yılında Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Enerji Komitesi Meclis Üyesi olarak görev almaya başladım. Burada da komite çalışmaları, enerji verimliliği merkezi faaliyetleri ve enerji konseyinin alt başlıkları kapsamında yürütülen çalışmalarla sektörün sorunlarını daha geniş bir perspektiften görme fırsatı yakaladım. Rüzgâr, güneş, biyogaz, termik santraller ve enerji sektörünün diğer tüm paydaşlarını ilgilendiren konuları bir bütün olarak değerlendirme imkânı buldum.
Tabii burada Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İbrahim Burkay’dan da bahsetmeden geçemem. Enerji konularıyla ilgili kendisiyle yaptığımız görüşmelerde, sektöre ve sektörün temel meselelerine son derece hâkim olduğunu net bir şekilde gördüm. Yalnızca enerji alanında değil, farklı sektörlerde de aynı vizyoner yaklaşımı ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda vizyonunu gerçekten takdir ediyor, birlikte çalışmaktan da büyük keyif alıyorum.
BTSO çatısı altında edindiğim bu deneyimlerin ufkumu açtığını ve bana yeni bir bakış açısı kazandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Bursa Business School ve TEKNOSAB Lojistik Teknopark gibi projeleri, Bursa’nın marka değeri ve yatırım vizyonu açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bursa Business School, atıl durumdaki bir tesisin 2013 yılında Sayın İbrahim Burkay’ın vizyonuyla yeniden değerlendirilmesi fikriyle yola çıkılan bir proje. Gerçekten inanılmaz bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Bursa için önemli bir marka değeri taşıyor. Sadece Bursa Ticaret ve Sanayi Odası adına değil, şehrin marka kimliği açısından da atılmış büyük bir adım ve sonuca ulaştı.
Biz geçtiğimiz yıl Uludağ Enerji Zirvesi’ni Bursa Business School’da gerçekleştirdik. Zirvede, Türkiye’de enerji sektörünün tüm paydaşlarıyla bir araya geldik. Enerji Bakanlığı bürokrasisi, yereldeki kamu kurumlarının temsilcileri ve sektör üyeleriyle birlikte sorunları değerlendirme fırsatı bulduk. Bu çalışma Bursa’da ve sektör genelinde ciddi bir ses getirdi.
Bu anlamda Bursa Business School’u övgüyle takip ettiğim, değer verdiğim ve önemsediğim bir proje olarak görüyorum. Sayın İbrahim Burkay’ın böyle bir eseri Bursa’ya kazandırma noktasında attığı adım için Bursa olarak minnettar olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bursa Business School’un önümüzdeki dönemde şehir için vazgeçilmez markalardan biri haline geleceğine inanıyorum.
TEKNOSAB Lojistik Teknopark Projesi ise önemli bir yatırım projesi. Bugünün ekonomik koşullarına, finansal okuryazarlık perspektifinden baktığımızda; yatırımcıların ve şirketlerin kendi kaynaklarıyla ya da mevcut finansman imkânlarıyla birçok projeyi hayata geçirmekte zorlandığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyada da artık karma ekonomi modelleri, finansal güçlerin bir araya getirilmesi ve yatırımların bu ortak güçle gerçekleştirilmesi daha fazla önem kazanıyor.
Bu açıdan baktığımda, TEKNOSAB Lojistik Teknopark Projesi’nin de Bursa için çok değerli bir proje olacağına inanıyorum. Çünkü daha düşük riskli ve daha ulaşılabilir finansal ölçeklerle yatırımcıların bir araya gelerek büyük bir fon oluşturmasına imkân sağlayacak. Bu fon sayesinde yatırımcılar, büyük bir projenin parçası haline gelecek. Benim gözümde bu proje hem bir yatırım hem de girişimcilik modeli olarak değerlendirilebilecek önemli bir adım.